16/4/2009
ORHAN DURU'NUN ERGUVAN'I ÜZERİNE...
Kategori: EDEBiYAT
Özgür Edebiyat’ın 14. sayısı[1] Orhan Duru’nun Erguvan adlı hikâyesiyle başlamış. Erguvan’ın dergi yönetimince dergi kapağında ‘hikâye’ olarak sıfatlandırılması ne derece doğruysa, Seyit Göktepe’nin Kedi adlı öyküsünün ‘hikâye’ başlığı altından yer alması o derece yanlıştır kanımca. Ancak bu yazının konusu öykü-hikâye kavgası değil.
Hikâye şu cümleyle başlıyor: “Konstantiniyye’deki Bizans sarayı aynı zamanda imparatorluğun yönetim merkezi ve siyasetin düzenlendiği yer olarak düşünülür.”
Hikâye ‘aynı zamanda’ ifâdesini barındıran bir cümleyle başlıyor. Neyle aynı zamanda? Belli değil. Saray bir takım işler için ve aynı zamanda başka işler için kullanılıyor. Saray olmasıyla aynı zamanda değil herhalde. Aynı zamanda kısmını biliyoruz; fakat öncesinden geleni bilmiyoruz. Yazı sanki bir hikâyenin orta kısmından çekilmiş bir bölümle başlıyor gibi. (Bu konuda bir ipucu yok. Aacaba öyle mi!)
Devam ediyor: “Bu düşünme sonucunda çok garip durumlarla karşılaşılır. Bu sonuçlardan biri erguvan çiçeğinin kaderi ya da alın yazısı olarak düşünülmelidir.”
Bu iki cümle hakkında dilbilgisi açısından bir yorum yapamam; ancak kulağı tırmalayan uyumsuzluğun ‘sonucunda, durumlarla, sonuçlardan’ üçlüsünden kaynakladığını düşünüyorum. Tekrar okunduğunda fark edilecektir.
Hemen sonra şu cümle geliyor: “Aldığımız bilgilere göre haşmetli imparatoriçe hazretleri daha çok saray içindeki kokular ve esansların üretimi, kokuların elde edilmesini ve bu kokuların sarayda ilişkilerini yönetmek gibi ağır bir görev üstlenmişti ama bu görevde elbette doğru olarak imparatorluk uzmanları da katkıda bulunuyordu.”
Bir başlık altında toplarken ‘üretimi’ ve ‘yönetmek’ dilbilgisi olarak doğru gibi görünse bile ‘üretimi’ ve ‘yönetimi’ biçiminde kullanılması daha doğru olacaktı sanırım ve ayrıca imparatoriçenin görev maddelerini sıraladıktan sonra ‘ağır bir görev’ olmamalıydı artık. Kanımca cümle şu haliyle kendini bulabilir: “Aldığımız bilgilere göre haşmetli imparatoriçe hazretleri daha çok saray içindeki kokular ve esansların üretimi, kokuların elde edilmesinin ve bu kokuların sarayla ilişkilerinin yönetimi gibi ağır görevler üstlenmişti; ama kendisine bu görevde -elbette doğru olarak- imparatorluk uzmanları da katkıda bulunuyordu.”
“Şimdiden şunu belirtelim ki imparatorluğun önemli gelirlerinden birisi ipek ticareti ise öbürü de doğrudan doğruya saraydan koku ve esans üretimi ile bunları satma gibi tecimsel sorunları kapsıyordu.”
Yazar saray gelirlerini sayarken gelirlerin içine ‘bunları satma gibi tecimsel sorunlar’ı da katmış. Burada cümle -zorlayarak- şöyle kurulabilirdi: “Şimdiden şunu belirtelim ki imparatorluğun önemli gelirlerinden birisi ipek ticaretiydiyse öbürü de doğrudan doğruya saraydan koku ve esans üretimiydi ki süreç bunları satmak gibi tecimsel sorunları da kapsıyordu.”
“İmparatoriçe saray içinde, erguvan renkli salonlar, erguvan renkli mermerlerle kaplı koridorlar, yüksek mevkideki memurların çalışmaları için özel olarak yapılmıştı.”
Özne fiil uyumsuzluğu. ‘İmparatoriçe’ ve ‘yapılmıştı’. Ve ‘içinde’ kelimesine gerek yok. Cümle bozuk olunca düzeltirken birkaç doğru cümle çıkarılabilir. Mesela doğru cümle tercihlerinden biri şu olabilirdi: “İmparatoriçe saraydaki erguvan renkli salonları, erguvan renkli mermerlerle kaplı koridorları yüksek mevkideki memurların çalışmaları için özel olarak yaptırmıştı.” Bir diğer tercih: “İmparatoriçe saray(ın)daki erguvan renkli salonları, erguvan renkli mermerlerle kaplı koridorları yüksek mevkideki memurların çalışmaları için özel olarak yaptırmıştı.” Bir diğer tercih: “İmparatoriçenin sarayındaki erguvan renkli salonlar, erguvan renkli mermerlerle kaplı koridorlar yüksek mevkideki memurların çalışmaları için özel olarak yapılmıştı.” (Cümlede ‘İmparatoriçe saray’ gibi bir tamlama kullanıldığını sanmıyorum.)
“Bu esans alışverişini kayrak taşı gibi ince ve uyumsal bir biçimde yapılmasını sağlıyorlardı.”
Cümle memurların görevinden bahsediyor. Düşük. Cümlede ‘alışverişini’ kelimesi yerine ‘alışverişinin’ kelimesi kullanılmalıydı. Cümlenin başında geçen ‘bu’ sıfatı ise öncesindeki cümleyi değil, onun da öncesindeki cümleyi işaret ettiği için boşta kalıyor. Ve ne acıdır ki ‘uyumsal’ kelimesini hiçbir sözlükte bulamadım. Bir kelimeyi sözlükte bulmak şart değil, nitekim Salah Birsel’in onlarca kelimesi vardır ki kendi üretimidir; ancak Birsel’in kelimeleri anlatmak istediklerini anlatır. Duru’nun cümlesinde ise ‘uyumsal’ kelimesinin neyi ifâde ettiğini ben çözemedim. Çözebilen beri dursun! (Sanırım benzer yanlışlar –sel, –sal eklerinin dilimize yerleşmesiyle başladı.)
Bitmedi, dahası var: “Burası imparatorluğun Güney Batı Asya köşesinde bulunan Aperlai kentinde deniz kıyısında ve denizden toplanan midyeler sayesinde üretiliyordu.”
Cümlede ‘burası’ diye bahsedilen yer erguvan renkli boya üretim yeri. Cümle mekân için başlıyor erguvan üretimiyle bitiyor. Sanki bazı kelimeler aradan dökülmüş gibi. Anlam kazanabilmesi için “Burası imparatorluğun Güney Batı Asya köşesinde bulunan Aperlai kentinde, deniz kıyısındaydı ve erguvan renkli boya denizden toplanan midyeler sayesinde üretiliyordu.” uygun gibi.
Şu ana kadar ele aldığım cümleler hikâyenin baş tarafında. Ne yazık ki Erguvan adlı bu hikâye benzer birçok hatâyla devam ediyor.
Eleştirim yalnızca hikâyeye değil, bir eleştiri de dergiye. Bu kadar fazla hatâyı barındıran bir hikâye nasıl oluyor da bir edebiyat dergisinde ve ilk hikaye olarak yayımlanabiliyor! Pes doğrusu.